05 Aralık 2009 Cumartesi

AGUSTOS BOCEGI HIKAYESI

Şu hikayaye bir de SUNAY AKIN gibi bakalım...

Bir ağustos böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir larvada ortalama 12 yıl bekler. Evet, tam 12 yıl.

12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanin ömru adında yazılıdır: Ağustos.

Yani topu topu bir ay...

Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.

Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.

Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık. Ömrün bir ay...

Buldun, buldun... Bulamadın, bir daha yok.

Siz olsanız çalışır mıydınız?

01 Aralık 2009 Salı

Anket...

Merhaba,

ENG 401 dersi için bir anket çalışması yapıyorum. Anket İngilizce'dir. Daha tutarlı bir rapor yazabilmem için mümkün olduğu kadar çok yanıta ihtiyacım var. Siz de doldurursanız çok minnettar olurum. Ankete buradan ulaşabilirsiniz. 15 Aralık'a kadar doldurabilirsiniz.

Her şey gönlünüzce olsun....


[Bir de şuraya sıkıştırıvereyim sevdiğim bir şarkının sözlerini.]

19 Kasım 2009 Perşembe

Hesaplaşma

Domuz gribinin desteğiyle genişlettiğimiz bayram tatiline ve bende şimdiden uyandırdığı o tatlı rahatlık hissine dair, daha tatlı birşeyler yazmayı planlıyordum; ama bugünkü ingilizce dersinde hocayı dinlerken kafama dank etti - benim bir derdim var! Bu derdimi anlatmak zorundayım.

- Giriş -

Okul hayatım boyunca yazdığım raporların haddi hesabı yok. Hatta geçen yaz stajımda 3 tane, bitirme projemdeyse şu ana kadar 2 tane teknik rapor hazırladım. Yazdığım raporları inceleyen insanlar, uzman ya da hoca, sağolsunlar ki çok güzel geri bildirimlerde bulundular. Ben de yazılı iletişim kültürümü az biraz geliştirebildim.

Mühendislik fakültesi de bu kültürün öneminin farkında olacak ki, öğrencilerinin bu konuda eğitim almasını istiyor. Bilgisayar mühendisliği öğrencileri olarak, tıpkı diğer pek çok bölümün öğrencileri gibi, ingilizce dersleri alıyoruz üniversite hayatımız boyunca. Bizim bölümümüzün müfredatında 1. sınıfta ENG101 ve ENG102 (ingilizce ve kompozisyon), 4. sınıfta ise ENG401 (teknik rapor yazım dersi) dersi yer alıyor. Bu derslerin içerikleri, ingilizce dilinde sözlü ve yazılı iletişim yeteneklerimizi geliştirmek üzere tasarlandığı söylenmektedir. Nitekim hocaların derste söylediği pek çok bilgi de dikkate değer.

- Sorunun tanımı -

Peki benim sıkıntım nedir?
Benim sıkıntım, bu derslerle ilgili birkaç temel sorun yaşıyor olmamdır ve bu sorunları sadece benim değil, diğer herkesin yaşıyor olmasıdır.

Öncelikle, bu derslerde şekilciliğe gerektiğinden çok daha fazla önem verilmektedir. Hatta bazı ayrıntılar hocadan hocaya, SENEDEN SENEYE, olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Normalde bölüm hocalarının hiç dikkat etmeyecekleri ıvır-zıvırlardan bahsediyorum.

*Introduction bölümü Abstract bölümüyle aynı sayfada olmayacakmış,
* "İçindekiler" sayfasına kadar sayfa numaralandırılması "rumen" rakamlarla olacakmış, dur o geçen seneymiş, şimdi yapmamamız gerekiyormuş,
* paragraf başlarında "tab" olacakmış ya da olmayacakmış,
* Paragraflar arasında okunabilirlik için birer boşluk bulunacakmış/bulunmayacakmış,
* "Double Spacing" olacakmış; yok deve, bundan sonra "1.5 spacing" yapacaksınız,
* yazı "sola bitişik" ya da "justified" olacakmış,
* Metin içindeki alıntıları "Tırnak içine" alacaksınız, yok hayır, MLA kullanacaksınız (GizemliBirKurulKararı, 5).
* "Alıntılar", "References" şeklinde mi, "Annotated Bibliography" mi, "References" olarak mı yazacamışız,
* Madde madde yazılacakmış, ama yok, dur bir dakika,
* Maddeli yazarsak puan kaybedermişiz.

Halbuki bu detaylar aracılığıyla okuyucunun algısını ne kadar etkildeğimiz konusunda herhangi bir bilgi edinemiyoruz. Bu bağlamda bilginin özünü yakalayamıyor ve şekline takılıp kalıyoruz.

Ayrıca bu derslerin iş yükü ve notlandırmaları arasındaki denge de tartışmaya açıktır. Hepsi katalog dersidir. Ağırlıkları %15-20 olan işler, başta şekilci kriterler olmak üzere birtakım kriterlere dayanılarak kıt bir şekilde notlandırılır. Bu durum özellikle ENG101 dersinde çok can sıkıcıdır - çünkü toplamda 70 puanın altına inenler (yani C'nin altında alanlar) otomatik olarak F notu almaktadır.

En güzel çabamızla bile ancak "eh, şöyle-böyle" notu alabilirken, verilen işlerde amacımızın "öğrenmek" ya da "puan toplamak" değil, "mümkün olduğunca az puan kaybetmeye çabalamak" olması çok da olağan bir sonuçtur. İçerik dışı katılım ek puanla da ödüllendirilmemektedir. Megalomanlığı tutup sınıfın yarıdan fazlasını sınıftan bırakan hocalar da ayrı bir dert zaten (bkz: Carl Kieck).

Sonuçta ENG derslerinin eğitici niteliklerini tehlikeli bir ölçüde kaybettiklerini ve öğrencilerin motivasyonunu düşürdüklerini, başlangıçta iyi niyetlerle verilmesi planlanan bu derslerin kötü ünlerinden bir an önce kurtarılması gerektiğini düşünüyorum.

- Önerilen Çözüm -

Çözüm ne olabilir? Her bir hocanın kulağını çekip "öğrencilerin kağıtlarını adam gibi değerlendirin" demek olmaz (bu konuyu şimdilik "her hocanın kendi tarzı vardır" diye geçiştirelim). Çözüm tabii ki de bu derslerin gerekliliğini sorgulayıp kaldırmaktan da geçmiyor; ancak bu derslerin müfredatımıza olan etkisi üzerinde yoğunlaşmamızda fayda var. Benim önerim şudur: tıpkı CS 299/399 (yaz stajı) derslerinde olduğu gibi kredi ağırlıkları 0a indirilsin ve A-F şeklinde değil de SATISFACTORY (S) / UNSATISFACTORY (U) şeklinde değerlendirilsin.

- Kriterler -

Bu öneriyi kullanışlılık, kabul edilebilirlik ve uzun vadeli etkilerini göz önüne bulundurarak değerlendirmeliyiz.

Kullanışlıdır,
bu dersleri geçebilen öğrencilerin arasında oluşabilecek haksız ve niteliksiz not farklılıkları ortadan kalkmış olur.

Kabul edilebilirdir, dersi veremeyenler hala tekrar almak durumundadır. Bu da fakültemizin ilk baştaki misyonuna gayet uygundur.

Uzun vadede etkilidir, derslerin olumsuz imajı bir parça da olsa düzelir ve eğitimsel değeri daha da artacaktır. Dolayısıyla öğrenciler daha kaliteli eğitim göreceklerdir. Böylece "tiki ama ingilizceden zırnık anlamayan Bilkent öğrencisi" tanımındaki "ama ingilizceden zırnık anlamayan" cümleciğini silebileceğiz.

- Metodoloji -

Diğer üniversitedeki sistemlerle karşılaştırmak lazım. Özellikle de İngiltere ve Amerikadaki üniversitelere bakmalı. Oradaki öğrenciler nasıl bir teknik yazım dersine tabi tutulmaktadır?

Bir başka yöntem de, yetkililerle söyleşi yaparak şu anki sistemin hangi gerekçeyle aklandığını öğrenmektir.


- Alıntılar -

* 4 yıldır yazdığım raporlar ve geri bildirimleri
* ENG derslerinde yazdığım raporlar/metinler ve geri bildirimleri

Not: "Özet kısmını yazmamışsın" diyenlere: sağlık olsun, puan almak için yazmadım zaten.

03 Kasım 2009 Salı

kış geldi ögh

kış geldi. yeni bahaneler bulmak lazım. belki yarım kalan hikayecikleri bitirmek gerek. belki de sil baştan yeni hikayeler yazmak. uyak bulmakta zorlanıyorum - soğuktan nefret ediyorum işte, anlayıver işte, ey, hiç gelmeyen konutkent otobüsü... okula bile gitmeyesim var son iki haftadır.. ev gibisi yok işte, daha ne diyeyim..

artı, kar yağsın da gönlümüz hoş olsun.

her şey gönlünüzce olsun...

25 Ekim 2009 Pazar

Stressyado

Nette gezinirken rastladım bu bloga. Stres atmak amacıyla kurmuş sevgili CherryBlossomGirl ve Bepanthol..

İşin daha ilginç yanı, sizi de bloga birşeyler eklemeye davet ediyorlar. Bobiler ve Limk de benzer bir konsepti (kollektif blogculuk) uyguluyor.

Daha çok eğlenceli blog görmek dileğiyle...

21 Ekim 2009 Çarşamba

1 Ağustos 2009

Belçika'daki ilk günüm çok hareketliydi. Alışkanlık işte, o kadar hızlı yaşıyorum ki hayatı, sağımda solumda olan bitenin farkına bile varamıyordum. Halbuki burası telaş değil huzur yeriydi... sonradan anladım.

Efendim, temel turistik bilgiler: Gent bir öğrenci şehridir. Şehrin içine dağılmış bir halde bulunan Ghent üniversitesi her yıl yüzlerce birasever (ya da yakında birasever olacak) öğrenci ile şehri canlandırır. Her ne kadar tarihi sayılabilecek mekanları olsa da asıl olay sosyal yaşantısıdır. Şehrin duvarlarında çok güzel graffitiler vardır.



Pansiyonuma yerleşmişim.... Tom Davidson (bir IAESTE kankası) elime Gent'in haritasını sıkıştırdı, bir yandan anlatıyor; "Şurada dükkanlar var, burada atıştıracak şeyler var, sakın Citadel Park'a akşamları gitme, normalde çok güzel bir park ama geceleri orada kim ne yapıyor bilmiyoruz"..

(Daha sonraları öğrendim tabii.. geçen sene bir japon çocuk o parktan geçiyormuş akşamüstü 5 gibi, çalıların arasından bir herif fırlayıp buna pandik atmış. O korkudan tabii çocuk uçmuş kaçmış =/ )



Sonra ilk arkadaşlarımla tanıştım.... Soldan sağa: Lily (Çinli), Zeineb (Tunuslu), Marko (Sırp), Panayiotis (Kıbrıs Rumu), Mat (Polonyalı), Salam (Ürdünlü). Bunlara daha sonra bir sürü daha eklendi. Her birisinin bir başka hikayesi vardı - sırası gelince anlatırım.

Daha terimi atmadan katıldım onlara, şehrin yapay kumsalına gittik (Eskişehiri anımsatmıyor mu?) - böyle bir huzur olamaz!


Voleybolumuzu oynadık, futbolumuzu oynadık, harcanmış bir şekilde pansiyonumuza geri döndük.

Eh, bu haftasonu için yeter, zaten peltem çıktı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ama kesmedi, ertesi gün Brüj'e gittik... Bir sonraki yazı da o geziye ithafen...

20 Ekim 2009 Salı

Her şey olabilir

Örneğin, kütüphaneden geçerken sadece bir kereliğine gördüğünüz arkeoloji bölümünde okuyan biriyle karşılaşabilirsiniz. Sizin elinize bir torba içinde üç tane su tabancası kakalayabilir - işletme bölümünde okuyan bir arkadaşa teslim etmenizi de tembih edebilir.

O zaman durup hayatı, geçmişi, kendinizi, ve veren kişiyi sorgulayacak mısınız? Elbette hayır! Tabii ki de mithat çoruh amfiye oyuncak tabancalarla gireceksiniz, bir saat kaldıktan sonra çıkıp kapı önünde asistana ateş edeceksiniz.

Peki ya torbanın içinde biraz su kalmış ve arabanın içindeyken pantolonunuza dökülmüşse? Sinir bozmak yok, pencereyi açıp torbada kalan suyu dışarı dökeceksiniz. Tabii karşıdan gelen arabanın sürücüsü tuhaf düşünceler içinde olabilir:

"7'ye 10 kala elektronik binasının park yerinde ilerliyordum. Karşıdaki arabanın penceresi açıktı. Tuhaf birşeyler dönüyordu. Bir de baktım ki adamın bir elinde üç tane su tabancası, öbür elinde torba, sallıyor. Bilkentin öğrenci profili ne kadar düşmüş diye düşünmeden edemedim."

Hocam napalım, böyle şeyler neredeyse rutine bindi. İstisnasız herkes manyak. Herşey olabilir...