kış geldi. yeni bahaneler bulmak lazım. belki yarım kalan hikayecikleri bitirmek gerek. belki de sil baştan yeni hikayeler yazmak. uyak bulmakta zorlanıyorum - soğuktan nefret ediyorum işte, anlayıver işte, ey, hiç gelmeyen konutkent otobüsü... okula bile gitmeyesim var son iki haftadır.. ev gibisi yok işte, daha ne diyeyim..
artı, kar yağsın da gönlümüz hoş olsun.
her şey gönlünüzce olsun...
03 Kasım 2009 Salı
25 Ekim 2009 Pazar
Stressyado
Nette gezinirken rastladım bu bloga. Stres atmak amacıyla kurmuş sevgili CherryBlossomGirl ve Bepanthol..
İşin daha ilginç yanı, sizi de bloga birşeyler eklemeye davet ediyorlar. Bobiler ve Limk de benzer bir konsepti (kollektif blogculuk) uyguluyor.
Daha çok eğlenceli blog görmek dileğiyle...
İşin daha ilginç yanı, sizi de bloga birşeyler eklemeye davet ediyorlar. Bobiler ve Limk de benzer bir konsepti (kollektif blogculuk) uyguluyor.
Daha çok eğlenceli blog görmek dileğiyle...
Etiketler:
yaşamak için sevinç
21 Ekim 2009 Çarşamba
1 Ağustos 2009
Belçika'daki ilk günüm çok hareketliydi. Alışkanlık işte, o kadar hızlı yaşıyorum ki hayatı, sağımda solumda olan bitenin farkına bile varamıyordum. Halbuki burası telaş değil huzur yeriydi... sonradan anladım.
Efendim, temel turistik bilgiler: Gent bir öğrenci şehridir. Şehrin içine dağılmış bir halde bulunan Ghent üniversitesi her yıl yüzlerce birasever (ya da yakında birasever olacak) öğrenci ile şehri canlandırır. Her ne kadar tarihi sayılabilecek mekanları olsa da asıl olay sosyal yaşantısıdır. Şehrin duvarlarında çok güzel graffitiler vardır.

Pansiyonuma yerleşmişim.... Tom Davidson (bir IAESTE kankası) elime Gent'in haritasını sıkıştırdı, bir yandan anlatıyor; "Şurada dükkanlar var, burada atıştıracak şeyler var, sakın Citadel Park'a akşamları gitme, normalde çok güzel bir park ama geceleri orada kim ne yapıyor bilmiyoruz"..
(Daha sonraları öğrendim tabii.. geçen sene bir japon çocuk o parktan geçiyormuş akşamüstü 5 gibi, çalıların arasından bir herif fırlayıp buna pandik atmış. O korkudan tabii çocuk uçmuş kaçmış =/ )

Sonra ilk arkadaşlarımla tanıştım.... Soldan sağa: Lily (Çinli), Zeineb (Tunuslu), Marko (Sırp), Panayiotis (Kıbrıs Rumu), Mat (Polonyalı), Salam (Ürdünlü). Bunlara daha sonra bir sürü daha eklendi. Her birisinin bir başka hikayesi vardı - sırası gelince anlatırım.
Daha terimi atmadan katıldım onlara, şehrin yapay kumsalına gittik (Eskişehiri anımsatmıyor mu?) - böyle bir huzur olamaz!

Voleybolumuzu oynadık, futbolumuzu oynadık, harcanmış bir şekilde pansiyonumuza geri döndük.
Eh, bu haftasonu için yeter, zaten peltem çıktı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ama kesmedi, ertesi gün Brüj'e gittik... Bir sonraki yazı da o geziye ithafen...
Efendim, temel turistik bilgiler: Gent bir öğrenci şehridir. Şehrin içine dağılmış bir halde bulunan Ghent üniversitesi her yıl yüzlerce birasever (ya da yakında birasever olacak) öğrenci ile şehri canlandırır. Her ne kadar tarihi sayılabilecek mekanları olsa da asıl olay sosyal yaşantısıdır. Şehrin duvarlarında çok güzel graffitiler vardır.
Pansiyonuma yerleşmişim.... Tom Davidson (bir IAESTE kankası) elime Gent'in haritasını sıkıştırdı, bir yandan anlatıyor; "Şurada dükkanlar var, burada atıştıracak şeyler var, sakın Citadel Park'a akşamları gitme, normalde çok güzel bir park ama geceleri orada kim ne yapıyor bilmiyoruz"..
(Daha sonraları öğrendim tabii.. geçen sene bir japon çocuk o parktan geçiyormuş akşamüstü 5 gibi, çalıların arasından bir herif fırlayıp buna pandik atmış. O korkudan tabii çocuk uçmuş kaçmış =/ )
Sonra ilk arkadaşlarımla tanıştım.... Soldan sağa: Lily (Çinli), Zeineb (Tunuslu), Marko (Sırp), Panayiotis (Kıbrıs Rumu), Mat (Polonyalı), Salam (Ürdünlü). Bunlara daha sonra bir sürü daha eklendi. Her birisinin bir başka hikayesi vardı - sırası gelince anlatırım.
Daha terimi atmadan katıldım onlara, şehrin yapay kumsalına gittik (Eskişehiri anımsatmıyor mu?) - böyle bir huzur olamaz!
Voleybolumuzu oynadık, futbolumuzu oynadık, harcanmış bir şekilde pansiyonumuza geri döndük.
Eh, bu haftasonu için yeter, zaten peltem çıktı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ama kesmedi, ertesi gün Brüj'e gittik... Bir sonraki yazı da o geziye ithafen...
Etiketler:
iaeste stajı ve avrupa gezileri
20 Ekim 2009 Salı
Her şey olabilir
Örneğin, kütüphaneden geçerken sadece bir kereliğine gördüğünüz arkeoloji bölümünde okuyan biriyle karşılaşabilirsiniz. Sizin elinize bir torba içinde üç tane su tabancası kakalayabilir - işletme bölümünde okuyan bir arkadaşa teslim etmenizi de tembih edebilir.
O zaman durup hayatı, geçmişi, kendinizi, ve veren kişiyi sorgulayacak mısınız? Elbette hayır! Tabii ki de mithat çoruh amfiye oyuncak tabancalarla gireceksiniz, bir saat kaldıktan sonra çıkıp kapı önünde asistana ateş edeceksiniz.
Peki ya torbanın içinde biraz su kalmış ve arabanın içindeyken pantolonunuza dökülmüşse? Sinir bozmak yok, pencereyi açıp torbada kalan suyu dışarı dökeceksiniz. Tabii karşıdan gelen arabanın sürücüsü tuhaf düşünceler içinde olabilir:
"7'ye 10 kala elektronik binasının park yerinde ilerliyordum. Karşıdaki arabanın penceresi açıktı. Tuhaf birşeyler dönüyordu. Bir de baktım ki adamın bir elinde üç tane su tabancası, öbür elinde torba, sallıyor. Bilkentin öğrenci profili ne kadar düşmüş diye düşünmeden edemedim."
Hocam napalım, böyle şeyler neredeyse rutine bindi. İstisnasız herkes manyak. Herşey olabilir...
O zaman durup hayatı, geçmişi, kendinizi, ve veren kişiyi sorgulayacak mısınız? Elbette hayır! Tabii ki de mithat çoruh amfiye oyuncak tabancalarla gireceksiniz, bir saat kaldıktan sonra çıkıp kapı önünde asistana ateş edeceksiniz.
Peki ya torbanın içinde biraz su kalmış ve arabanın içindeyken pantolonunuza dökülmüşse? Sinir bozmak yok, pencereyi açıp torbada kalan suyu dışarı dökeceksiniz. Tabii karşıdan gelen arabanın sürücüsü tuhaf düşünceler içinde olabilir:
"7'ye 10 kala elektronik binasının park yerinde ilerliyordum. Karşıdaki arabanın penceresi açıktı. Tuhaf birşeyler dönüyordu. Bir de baktım ki adamın bir elinde üç tane su tabancası, öbür elinde torba, sallıyor. Bilkentin öğrenci profili ne kadar düşmüş diye düşünmeden edemedim."
Hocam napalım, böyle şeyler neredeyse rutine bindi. İstisnasız herkes manyak. Herşey olabilir...
Etiketler:
diğer
11 Ekim 2009 Pazar
10 Ekim 2009 Cumartesi
Biri biter, biri kalır
Toefl IBT'ye girdim bugün. Oldukça rahat bir sınavdı.
Şöyle ki,
- soruları yanıtlamak,
- soruları tekrar gözden geçirmek,
- kompozisyonu bilgisayarda yazmanın getirdiği hızdan faydalanıp düşümeye daha çok zaman ayırabilmek
açısından oldukça avantajlıydı.
Sınava girerseniz size şöyle bir önerim olacak: Sınavda herhangi bir bölümü bitirdiğinizde (kontrol dahil), doğrudan diğer bölüme geçmektense gözlerinizi dinlendirin. Ben de aynen öyle yaptım. Yoksa çok feci dikkat dağınıklığı yaşayabilirsiniz. Sınav 4 buçuk saat sürüyor, 4 buçuk saat bilgisayar ekranına bakıyorsunuz...
Pazartesi de GRE'm var, sonra bir oh çekebiliyorum. O zamana kadar, görüşmek üzere....
Not: Canı sıkılanlara da bu naçizane linki armağan ediyorum. Annemin de komşudan gelen taze cevizle uğraştıktan sonra canı sıkılmıştı, ödeşmiş olduk tamam mı?
Etiketler:
diğer
01 Ekim 2009 Perşembe
Döndükten Sonra Türkiye...
6 haftalık bir avrupa hayatından sonra dönüverdim işte türkiyeye... ilk birkaç hafta kendime gelemedim. buradaki hayatımın hızını unutmuşum. yeni yeni alışıyorum. ve işte, söz verdiğim gibi, yeniden yazıyorum.
dönünce farkettim, nazım hikmet ne kadar da doğru söylemiş.
hava kurşun gibi ağır...
yüzler gülmüyor. o anda nirvanaya bile ulaşmış olabilirsin; ama dışarıdaki insan bunu göremiyor.
derin bir üzüntü yayını var türkiye'de, umutsuzluğa düşmemek için çırpınıyoruz adeta.
bazılarımız umutsuzluğa kaptırmış bile kendini.
selam vermeye bile üşenenimiz var. "ben onunla konuşmam" gibi liseden kalma düşünceler de hala sürüp gidiyormuş, dönünce farkettim.
hava kurşun gibi ağır....
en huzurlu memleket bizim değil belki.. en gönençlisi de olmadığımıza bahse girebilirim... ama burayı yine de seviyorum; dünyanın neresine gidersem gideyim bir şey mutlaka eksik oluyor. sanki kalıcı bir mutluluk var burada, her ne kadar göze çarpmasa da...
ilerki zamanlarda, belçikada kaldığım süre boyunca başımdan geçenleri parça parça anlatacağım. bakalım eksik şey neymiş? orada ne vardı ki "ah keşke burada olsa..." diyeyim? kimleri tanıdım, nereleri gezdim? hepsi parça parça gelecek....
oradayken alışkanlık edindiğim o koca gülümseyişleri burada tekrar yaşayabilme dileğiyle....
her şey gönlünüzce olsun...
dönünce farkettim, nazım hikmet ne kadar da doğru söylemiş.
hava kurşun gibi ağır...
yüzler gülmüyor. o anda nirvanaya bile ulaşmış olabilirsin; ama dışarıdaki insan bunu göremiyor.
derin bir üzüntü yayını var türkiye'de, umutsuzluğa düşmemek için çırpınıyoruz adeta.
bazılarımız umutsuzluğa kaptırmış bile kendini.
selam vermeye bile üşenenimiz var. "ben onunla konuşmam" gibi liseden kalma düşünceler de hala sürüp gidiyormuş, dönünce farkettim.
hava kurşun gibi ağır....
en huzurlu memleket bizim değil belki.. en gönençlisi de olmadığımıza bahse girebilirim... ama burayı yine de seviyorum; dünyanın neresine gidersem gideyim bir şey mutlaka eksik oluyor. sanki kalıcı bir mutluluk var burada, her ne kadar göze çarpmasa da...
ilerki zamanlarda, belçikada kaldığım süre boyunca başımdan geçenleri parça parça anlatacağım. bakalım eksik şey neymiş? orada ne vardı ki "ah keşke burada olsa..." diyeyim? kimleri tanıdım, nereleri gezdim? hepsi parça parça gelecek....
oradayken alışkanlık edindiğim o koca gülümseyişleri burada tekrar yaşayabilme dileğiyle....
her şey gönlünüzce olsun...
Etiketler:
iaeste stajı ve avrupa gezileri,
yaşamak için sevinç
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
